ing is beautiful
ölü canlar bitti birkaç gün önce.. okuma dönemi o kadar uzundu ki düşüncelerim zaman içinde dağıldı.. ama son sayfanın en sonundaki şu yazı bence her şeyi açıklıyor:
“kitabın son bölümündeki eksik kısımlar bulunamadığından yayınlanamamıştır. eserin ikinci bölümü ise hakkında yapılan ağır eleştriler sonucu gogol tarafından imha edilmiştir.”
hayatın küçük ışığını görebildiğim zamanlar,
ben o ışıktan daha küçüğüm..
kulağımda kulaklıklarla gittiğim diyarlar,
içrek öykülerle dolu.
o kadar kısa ki hayatın parmakları,
uzandığı galaksiler onunla alay eder.
işte bu ve bunun gibi şeyler,
yerde çizili adımları takip ederken
ben…
yalnızım.
saat kaç olmuş?
uyumak varken neden oturmak?
kışın sıcak, yazın serin olan yatağımda
neden rahatsızca kıvranmak?
karanlığa sorular soruyorum;
gözlerimi açık tutan yalnızlığım mı?
yoksa beynelmilel dostluklarımın olmaması mı?
yabancı adamlara duyduğum özlemimle ben,
her gece kapanan gözlerimde
uykudan başka şeylerle
kendimi avutuyorum.
sarah, beklediğim kadar iyiydi.. ama öykü beklediğimden daha dünyeviydi.. daha fantastik bir öykü bekliyordum, ama hayal kırıklığına uğramadım.. kitap bittiğinde kendimi her kitap bittiğinde olduğu gibi hüzünlü hissettim.. sanki bir parçam kopmuş gibi. kitaplarla ilişki kurmak, ilk okuyan olmak, kapağının çizilmesine bile dayanamamak.. saçmalık.
story of the eye.. bu kitabı, senin için okudum.. içimde uyandırdığın binbir güzellikteki şeylerden biriydi.. pornonun aslında cinsellikle değil de ölümle ilgili olduğunu söylediler, onun ardından. tüketim çılgınlığına her şeyi ekledik. porno, bunun uçlarından biri.. asla tatmin etmemesi, içindeki açlığı daha da körüklemesi, cinselliğin ölümü.. ölümün kendisi.. ama orgazm dedikleri küçük ölümün yanından bile geçememesi.. cinselliği tüketerek öldürdük; ölüme yaklaşarak kendimizi ondan üstün gördük çünkü bu gerçek bir ölüm değil.. sahnelenmiş bir oyun, bir yanılsama, matrix‘deki biftek gibi.. onun uğruna kendimizi bile sattık.
little snake curls
and feels that its limbs are loss
asks why living less
bana bakması için bir ilah kiralayabilir misin?
bunu benim için yapar mısın?
son zamanlarda çok su götürmez hissediyorum.
müziğe alerjin mi var?
o hâlde bir yere gitme kararı al
ki orada müzik kulağın olmasın.
bu şekilde sorunlarımızdan kaçabiliriz.
benim tabutumu
ünlü biriyle paylaşabilirsin.
artık ona ihtiyacım yok.
artık sana da ihtiyacım yok.
sadece bana bakacak bir ilah tut.
ondan sonra gidebilirsin.
göreceksin, oğlanlar da sevebilir.
ilahın benimle sus-pus oyunu
oynamaya istekli olduğundan emin ol.
çok konuşmamızı istemiyorum.
ilahın yeterince güçlü olduğundan emin ol
ki benim küskünlüklerime dayanabilsin.
adının Akasya olduğundan emin ol.
karşılıksız bir aşk yüzünden
acı çektiğinden emin ol.
ve gitmeden önce,
artık ölü olmadığımdan emin ol.
sakın unutma
sen yenilmez değilsin.
ve söyleyeceğin şeyler,
eninde sonunda solup gidecek..
nerede şimdi senin korku odan,
küçük ayıcık?
biliyorsun ki parmaklarınla,
onun boynunu kavrayamayacaksın
bir daha asla..
hadi, doktor! nefes alamıyorum!
belki de notlarını değiştirmelisin.
sanırım yakında beni yakalayacaklar.
serinkanlı ol. korkunu gösterme.
onlar, köpekler..
duygusal bağ yok.
saklanbaç da yok.
sadece saf kötülük,
tam 22′inci derecede.
duvardaki kuş kendi gagasını yiyor
anne, bir kafes taşıyor
herbirimizin kendi maskeleri var
taşımak zorunda olduğumuz
ve bu, ağır bir yük.
yaşasın.
selam olsun.
öl.
bir canavar yaratmak ister misin?
fincanımın içinde devasa bir çük vardı.
ziyafet çeken bir insan yığını
ve “bu kadar yalnız hissettiğim için delirmiş olmalıyım”
karanlık yer değiştiriyor
oradan buradan yakaladığı ipuçlarıyla
özenle taşınan bir maske
uyduruk bir kişilik
taklitle öğrenilmiş bir ifade
sağırlar için, körler için..
onu gördün mü?
yüzen bir insan yığını
ölü, çürüyen, kokan
yok et
sahip olamayacağın bir güzellik
ya da yarattığın bir canavar?
seç..
çay koymak ister miydiniz?
eve git ve -miş gibi yap
sanki hiç olmamış
sanki bilmiyormuşsun
aferin.